2 Mart 2012 Cuma

Sandım ki alt etmiştim, bir laf söyledi mahvetti.


                Yatağın dışarısı jilet gibi soğuk, içi çivi gibi huzursuz...
                İçeride kalmak ile dışarıya çıkmak arasında hiç bir fark yoksa eğer, işte o vakit haymatlos olup çıkıveririz. Bu sabah sahipsiz, yurtsuz ve evsizdim.
                Seslere uyandım. Evin hemen bir sokak aşağısındaki sinemada kavga çıkmış, çocuklar cam çerçeve indirmişler. O kırılan cam parçalarından biri gelip uykumu kesivermişti.Polis durduramamış şamatayı...Mahallenin kabına sığmayan ama büyüğünü gördü mü de başını öne eğen gençleri vitrinleri taşlamışlar, reklam afşlerini tutuşturmuşlar.
                 Kafamı uzattım pencereden.Elinde taş ve sopa ile ortalığa bağıran sarı saçlı bir çocuk gördüm. Arkadaşları “dur Kuzey yapma...” diye bağırıyordu. Amca haklı çıkmıştı, 3.Dünya savaşı taş ve sopa ile oluyordu.
                Hızlı hızlı giyinip çıktım evimden. Sokağım nasıl telaşlı ve kan gölü ise İstanbul’un geri kalanı bir o kadar,o meşhur yazdan kalma günü yaşıyordu.Kar ve yağmur sanki bir benim sokağıma yağmıştı. Öfke ve cinnet sanki bir tek benim sokağımda hala manasını koruyordu.Taş yağmuru ve cam kırıklarından sıyrılıp kendimi otobüs durağına attım. Kulağımda kulaklık vardı kulaklığımın bir ucu kulaklarımda bir diğer ucu Walkmanimdeydi. Sırt çantası sevmiyordum ama walkman kullanıcak kadar inatçı iseniz sırt çantası da taşımak zorundasınızdır. Malum yeni kot markaları walkman sığacak cepler dikmiyorardı artık.
                 İnatçı bir kalbin çilesini omurgalar çekiyordu.
                Walkmanimin içine henüz on üç yaşında iken Mersinde’ki Bit Pazarı’nın karşısındaki kasetçilerden doldurttuğum kasedimi koydum ve playa bastım. Kulak zarımı okşayan sesleri hemen tanıdım. Kulak zarı ile kızlık zarı arasındaki fark, kızlık zarının ilk patladığı gün iyi uyuyamazsınız, kulak zarının patladığı ilk gün ise bir bok duymazsınız. Grup Vitaminin bol ve kıvırcık saçlı elemanı at üstünde bir şarkı söylüyordu. Sanki ata sporumuzu anons ediyordu..
                “ oo oo çekilin yoldan vahşi batıdan geliyorlar...”
                Gelen ilk otobüse atladım. Önüme çıkan ilk durakta da da indim. Lanet gitsn evimden hiç uzaklamamıştım. Hatta bu durak evime bindiğim durakdan daha yakınmış.Gitmek istedikçe ben hep daha çok yaklaşıyordum. Bokluk ve kaos beni kendine çekiyordu.
                Bir yarım saat kadar yürüdüm. Yolda beyaz saçlı bir adam gördüm. Bir antika dükkanının önünde tabureye çömmüş yeni kattığı çayını keyifle lıkırdatıyordu. Karadeniz çayı değil halis muhlis kaçak çaydı bu höpürdettiği. Bıyıkarı bu sebeple anadolu kokuyordu. Sığındım yanına. Bir acayip adamdı.Adın suphi mi dedim. Hayır ahperig adım suphi değil dedi. Ne diye de sormadım o da söylemedi. “Bu topraklarda gözünüz varmış” dedim. Bir an kabardı damarlarım. “Bu vatan da gözünüz var da alacak götünüz var mı” dedim.
                Sandım ki alt etmiştim, bir laf söyledi mahvetti.
“Bu topraklarda gözümüz var,var çünkü kökümüz burda.Bu toprakları alıp gitmek için değil bu toprakların gelip dibine girmek için ama...”
                Konuşurken güvercin gibi tedirgindi. Güvercinleri vurmazlar dedi.Yazık, inanmıştı da. Eğildim kulağına dedim ki:
                “ parev ahbarig, eşşeği siken güvercine ne yapmaz...”
                Kalktım yürüdüm canım sıkılmıştı. Tanrı’nın midesi bulanmış kusuyordu. Yoksa bir güneş açıp bir kar yağmasının başka ne anlamı vardı. Milyarlarca yıldır hem kendi etrafında hem güneşin etrafında dönersen olacağı budur köpoğlusu dedim...
                
                Sonra bir kaç hemcinsime rastladım yolda, bu gün kü aklım olsa yolumu hemencecik değiştirirdim. Sevgili değiştiren kız gibi değiştirirdim hemde.
                İki gün surat asar üçüncü gün koyun açardım.

                Birisine daha rastladım sonra. Tuttum ellerini. Huylarını bilmediğim birisi. Yabancı diller söylüyordu onun sesisini sanki, başkaları tarıyrdu saçlarını hele o 32 dişini göstererek gülüşünü görseniz 32 milletten ayrı ayrı 32 insan vardı ağzının içinde. Medeniyetlerin buluşma noktası gülünce açan gamzelerine sığacak kadar ufaktı. Yada gamzeleri öyle uçsuz. Yumuşak g olsa belki daha naif olurdu. İnsan doğarkan verilen ad yaşarken çizilen kaderidir. Sert mizacının sebebi yazılması atlanmış bir yumuşak g dir belki. Demir leblebi gibi ıssırsan dişini parçalayan bir güzellik ki dile kolay. Dilinin serinliğinin ve terinin kokusunun hiç bir aktar da muadilini bulamazsınız. Öyle başıbuyruk. Önce alfabeyi öğreniyordum sonra onun dudaklarını. Sesi durmadan anne olma isteğini tekrarlıyordu. Ben baba olmak için tekrarlıyordum kendimi. Zaten baba olmak insanın kendini tekrarlamısıdır.
                Bir sürü kötü şey oluyor hayatta nasıl olmasın hem, hayat hep iyi şeyler yaşamak için çok uzun.
                Kimse sevmiyor gibi beni geliyor bazen. Herkes sınırımı deniyor gibi. Sonra diyorum iyiliği beklersen milletinden ölürsün illetinden. Siktir et diyorum. Kendi varlığınla savaşmak dururken başkası ile birlikteliğinle kaybetmek de var. Kendi dediğimi kendim anlamıyorum.
                Havai fişekler yağıyordenize, molotof kokteyyleri salvolarla geziniyorlar ufukta.Cami hopörlerinden suavinin sesi kesiyor karanlığı. Esmer yüzlü çocuklar sokakları taşlıyorlar öfkeden. Ben yürüdükçe ardım yanıyor. Eteklerimden bir sürü taş dökülüyor. En sevdiklerimden kopup yalnızlaşıyorum. Bir kapı var tüm meyilim ona. Kalabalık girmek isterdim eskiden o kapıdan. Artık çok kişi yok elimi tutan. Bir tutup bir bırakıyor çoğu. Çünkü bir insanın yanında olması için artık onu ikna etmeye ihtiyaç. Gönül meyili değil akıl iknası birliktelikleri kuvvetlendiren. Çabalıyorum çabalamıyosun deselerde. Göğüslüyorum korkak sansalar da. Onlar gömüyor diye ben yapmıyor değilim ya.Kör gözler görmedi diye birinci dünya savaşıyok diyemeyiz. 

                Kapıya doğru geliyorum.
                Ellerinden tutmuşum Tuba’nın. Ağzımda sigaram; külleri yüzüme değen rüzgar sebebi ile sakalımda sönüyor.
                Ve ben 25 yaşına giriyorum. 
                Nasıl da afilliyim her şeye karşın.

               

12 Şubat 2012 Pazar

Coşkunu kimde bıraktıysan geri al ne olur.

Ararat gibi uzun bir yoldur yaşamak
Yorulan herkes düşer eteklerinden
Sıkı sıkı sarılmassan dallarına ağacın sende düşersin
Çığ dediğin pes eden bir kartopudur sevgilim
İnat ve inanç iskeletidir var olmanın
Anlayacağın sevgilim pes edersen sen de düşersin

Ben babamdan öğrendim
Her yara izinin bir sebebi vardır
Ve bu tarafından bakınca hayata
Tüm suçlular masum aslında
Aslını inkar eden kerem
Leylasını bulan bir mecnun kadar amaçsız kalır
Ve buradan bakınca aşka
Tüm aşıklar yalnızdır aslında

İki elini bırakıp bisiklet sürmek
Daha az tehlikelidir gözlerinin içine bakmaktan
Çünkü bisikletten düşsem dizim kanar en fazla
Gözünden düşsem ama yaşayamam ki.
Bisiklet sürerken iki elimi bırakıp gözlerinin içine baktığım an ise
İşte o an tenakuzun doğduyu vakittir.
Gözlerine bakıp gülümsemen bana
Altında Adem ile Havva'nın imzası olan en eski akittir.

Senin için bir şarkı seçmiştim, sustu o
Bir fotoğraf çekmiştim yırtıldı
Bir şiir yazmıştım silindi,
Şevkini kaybeden bir devrimci nasıl saldırsın düşmana
Yolunu kaybeden bir kurşun doğru canı nasıl alsın
Ben inancımı kaybedersem nasıl seveyim seni
Anahtarı kaybedersek
Nasıl gireriz içeri

Beni her gece seninle uyumak gibi bir kaderim var
Her sabah yanında uyanmak gibi bir yazım
Eskiden sevip şimdi nefret ettiğim insanlarım var benim
Yanlış biliyorlar en iyi düşman eski dosttan olur asıl.

Herkes yarı yolda bırakıyor beni sen bırakma
İnsanlar bencil çünkü insanlar yüzsüz
Kime ne diyeyim bilmiyorum diyeceğim de insan sonuçta
Dünyada ailem ve sen dışında bir iki kişi daha var
Bana kalsa gerisi komple ölsün

Seni sevmeyen yerlerimi köpekler ıssırsın
Seni öpmeyen dudaklarımı cardonlar yesin
Seni görmeyen gözlerime solucanlar dolsun
Onca pis içinde bir seni buldum ben temiz olan
Yolların taşları değmez tabanlarıma ben eğer yanına koşuyorsam
Çok yüksekler den de düşse bir buz tanesi alnıma
Acıtır sadece ama delmez kafatasımı
Çünkü iyi veya kötü herşey varlığı ile değil
Sebebi ile anlam bulur.
Ve bu açıdan bakınca sana
Boşver bu açıyı sen her açıdan güzelsin

10 Ocak 2012 Salı

33 kurşun 35 ölü




Komşuyuz yaka yakaya
Birbirine karışır tavuklarımız.
Bilmezlikten değil,
Fukaralıktan
Pasaporta ısınmamış içimiz
Budur katlimize sebep Suçumuz,
Gayrı eşkiyaya çıkar adımız
Kaçakçıya
Soyguncuya
Hayına...
Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki


                     Ahmed ARİF


                               
Yıl 1943...
Bir kısmı İran topraklarında bir kısmı Van’ın Özalp ilçesinde bir kısmı ise Allah bilir dünyanın hangi köşesinde yaşayan Milan aşiretinin  ve yatakçıları olduğu söylenen kişilerin, toplam 33 canın başına gelenler aslında tarihe düşülmüş bir şerhtir.
“Bazı devletlerin mazilerinde yaptıkları katliamlardan utanmayan ve usanmayan haysiyetsiz, ödlek ve faşist kahramanlar vardır.”
Tarih objektif yorumlanmadığı sürece devletlerin kendi onurlu hikayelerini yazmaları için gerekli olan bir enstürmandan öteye geçemez. Vicdan bu noktada insanları ikiye ayırır işte.
Bir tarafta görüp söyleyenler,bir tarafta bilip susanlar...
Sürekli gerçekleri çarpıtıp, vicdan muhasebesi yapmadan gözlerini karartmış kinle, akıllarını dondurmuş öfke ile konuşan laflarını bilmezler aslında gerçeğin altını koyu kalemle çizmektedirler.
 Anlayan için bilen için gören için gerçekliği en belirgin hale getiren ona yalan diyen zavallılardır.
Sivil halkın asker tarafından kaza veya değil herhangi bir sebeple öldürülmüş olmalarının hesabını vermek bu vebalin bedelini ödemek yerine, biraz olsun utanmaktansa çıkıp da “onlar yıllardır ölen askerlerden özür dilediler mi” diye soran aklı noksanlardan öyle bir huylandım ki son zamanlarda,diyemem. Olayı PKK haklı veya haksız boyutundan tamamen bağımsız insani bir refleksle irdelemekten yoksun olan bu zat-ı odunlara tek söylemek istediğim şey, neyse söylemeyeyim. Eğer PKK denen terör örgütü masumları öldürmüşse sen de git teröristleri öldür anlarım. Ama çoluk çocuk sivil halkın canını almak neyin misillemesidir. Ölen sivil halktan özür dilemek yerine onlar diledi mi ki demek neyin muhakemesidir. Bu Galatasaray’lı bir oyuncunun yaptığı faul sonrası işgüzar hakemin Galatasaray’lı oyuncuya dokunmayıp da Galatasaray tribünlerini boşaltması kadar saçma ve irdelenmesi gereken bir husustur. Bu düpedüz zırvadır. İnsana yakışmaz bu, hele de bu topraklarda yaşayan bir halka hiç yakışmaz. Anadolunun ortasında Ma Ana’nın kucağında mezoptomya da, Yunus Emre’lerin Ahmed Arif’lerin HacıBektaş’ların yaşadığı topraklarda var olan halklara yakışmaz bu öfke. “Enel Hak”’tan “ohh iyi oldu”ya nasıl geldik anlamıyorum. Anlayamıyorum.
Faşizan bir şekilde ülkelerini seven bu insanlar, saplantılı bir şekilde aşık oldukları kadınları öldüren zavallılardan daha onurlu değillerdir. Bazı insanlar ki bunlar zihinsel gelişimini ve ilk insandan günümüze kadar uzayan mental evrimlerini tamamlayamadıkları için sevmenin de ne demek olduğundan bi haberler. Sevdiği insanı “beni aldatıyor mu acaba ayrılacakmı benden yoksa” diye düşünüp öldüren insan ne ise milliyetçilik ile aklını bulandırmış vatan için ölürüm öldürürüm diyen insan da aynı odur. Olması gerekenden fazlası konu ne olursa olsun zarar verir. Hele ki konu ülke sevmek ise..             
Bu toprakları sevmek ise konu üç beş çakalın tekeline alamayacakları kadar büyük ve kudretli bir histir o.
Bu topraklar daha onurlu daha şerefli sevgilileri hak ediyordur, bundan eminim.
Yazının girişinde alıntı yaptığım şiir; bilen bilir belki Ahmed Arif’in 33 Kurşun’undan alıntıdır. 1943 yılında Van’da kurşuna dizilerek öldürülen 33 kişi için yakılmış bir ağıttır. Aslında içlerinden biri taşların arkasına saklanıp kurtulmuştur. Olay ise kısaca özetlemek gerekirse şöyle gerçekleşmiştir.
Asker  ile İran sınırında yaşayan aileler arasında ilk tohumu kimin attığı bilinmeyen düşmanlık had safhada seyrederken  bir gün Türk askeri karşı tarafa geçip Mehmedi Mısto’nun hayvanlarını sınırın bu yakasına kaçırmıştır. Bunun üzerine Mehmed Mısto’da dönemin Van Özalp Kaymakamına bir mektup yazmıştır.
“Gasbedilen hayvanlarımı bana iyilikle geri veriniz. Ben sizin dostunuzum. Ricamı kabul etmezseniz, ben hayvanlarımı sizin benden aldığınız usulle geri alabilirim. Fakat bu takdirde Türk hükümetinin haysiyeti rencide olur buna sebebiyet vermeyiniz.”
Tabi ki olumsuz cevap alınan bu mektubun üzerine Mehmed Mısto’da sınırın bu yakasına geçip aynı usulle alır hayvanlarını gerisin geriye. Bu olay hoş karşılanmamıştır tabi, hemen aralarında Mehmed Mısto’nun da bulunduğu Milan aşiretinden toplam 40 kişi gözaltına alınır. Ve lakin Van Cumhuriyet savcılığı çoğunu serbest bırakır. Bu olay üzerine o zaman Orgeneral olan  Mustafa Muğlalı Van’a gelip hepsinin tutuklamasını emreder. Serbest bırakılan insanlar geri tutuklanır. Çünkü bölge de türk imajını zedelemişlerdir. Ve Van’dan ayrılmadan önce Muğlalı bir mektup bırakır geride. İki emir vardır. Bir bu tutuklulardan geri kalan kişiler ile ilgili bilgi alınması (iran sınırında yaşayıpdevlet ile husumeti olan aşiretler) ve gerekli görülmesi durumunda bu tutuklulara karşı silah kullanılmasıdır.Tabi herkesin bildiği gibi bir silah ortaya çıktı mı kesin ateş alır. Bu 33 kişi kurşunlanır biri dışında hepsi ölür. Tarihe 33 kurşun diye geçen olay kaba taslak böyledir.
Sonra bu Muğlalı denen sözümona büyük komutanın adı Van’da katliamın gerçekleştiği yerde ki Kışla’ya verilmiştir. Nasıl ki Dersim’i bombalayanın adını İstanbul’da ki havaalanına vermiştir bu devlet, Muğlalı’nın da adı kışlaya verilmiştir işte.
Çünkü başımızdakiler halkı dövdükleri sopayı kaldırmak yerine ortada bırakır ki gören korksunda yaramazlık yapmasındır.
 Hem bahsi geçen Mustafa Muğlalı yaptığı bu faşist katliamdan ötürü Türk mahkemelerince suçlu bulunmuş ve hatta hapiste mahkum iken ölmüştür.
Ahmed Arif’in yazdığı şiir aklıma geldi sevgilimden 35 kişinin öldüğü haberini duyunca iki gün önce.Devlet çoluk çocuk demeden sözüm ona yanlış istihbarat ile bomba yağdırmıştı kendi halkının üstüne. Kaçakçılık yapan kaçakçılıktan kasıtları da bir paket sigara bilemedin iki hayvan olan genci yaşlısı herkesin üstüne yıılardır biriken kinini kusmuştur devlet. Eskiden nasıl olmuş ise şimdide öyle olmuştur. Bunun ne AKP ile ne CHP ile ne de bir başka parti ile alakası vardır. Bu devletin yazılı olmayan resmi ideolojisinden kaynaklanmaktadır. Bizim devletimiz farklılıkları sevmez, hakkını arayandan hiç haz etmez.
Benim kişisel paranoyam veya vatan sevgisizliğim deyin, ya da ne isterseniz deyin ama kişisel olarak beni son derece üzen ve rahatsız eden bir hadiseydi bu geçen hafta yaşananlar. Sizin nasıl yüreğinizi sızlatmadığına şaşırırken ben bir de sevinenler gördüm. Ayıp ulan kalıbınıza tüküreyim sizin. Ölünün Kürdü Ermenisi Türkü mü olurmuş. Hrant Dink öldüğünde oh diyen ile 2 Temmuz da Sivas ‘da yanan canlara ama hakettiler diyenler bu günde sevinenlerdir işte. Tarih böle insanları her zaman aşşağılık bir şekilde hatırlayacaktır.
Tarihten ayrı ben ise hepsine it olarak bakmaktayım. Ucuna çengel asılmış gibi duran o bıyıklarınızdan tiksindiğim kadar bir şeyden tiksinmedim şu hayatta. Oysa biz bu topraklarda doğarak ne kadar şanslı olduğumuzu bir farkına varsak... Klişe falan bilmem ben tek bildiğim türk kürt ermeni birlikte kol kola dünyanın en renkli en güçlü toplumunu yaratacak gücümüz varken nelerle boğuşuyoruz.
Sizi bilmem ama ben ölen her candan sonra çok üzülüyorum.
Ah Muhsin Ünlü der ki;
dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.
                senegalliler dahil değil
Ben de diyorum ki;
Hiç bir halk zulmü haketmez
Kürtler dahil...



3 Ocak 2012 Salı

Hayat bazen bir erkeğin elinden karizmatik olması için gerekli tüm esntürmanları alır.

Mor bir otobüs yanaşırsa perona
bil ki bu ben artık giderimdir
Mor otobüs olmaz ki bu hiç gitmeyeceksindir deme
bu zor da olsa bir gün giderimdir.

Bir annenin memesinden kopup gelen her erkek,
bir gün elbet hayata başka bir kadının memesinden tekrar tutunacaktır
Modernite aslında eskiye değil yarına tehdittir
Ve realite…
Biliyorsun si…in şiirini işte
“aşka fevkalade manidir”
Ben hayatta en çok senin memelerini sevdim ve lakin.
Tüm peygamberler ve eski çağların tanrıları şahittir.
Tam olarak hatırlamıyorum ama bir Finlandiya atasözü şöyle der:
-Anneler de meleklere dahildir-
Bir leoparın dişlerinin arasında kalmıştır emek, emek ki bir antilobu andırır.
Ama emeğin insan formu için manası terdir
O yüzden kutsaldır kasıkların
Kasıkların vücudundaki en terli yerdir.

Bir mermi seyirir sol gözümde
Sol gözüm bir savaş çığırtkanıdır. Ne yapsam fanidir
Manüpüle edilir her aşık.
Devrik bir ülkenin bayrağı gibi yere düşer gölgen.
Ne zarif, nasıl bir hınç, bu hicap bana fazla
Sevgilim senin üstünden meşrulaşacak her yeni bulunan kara parçası
beni öpersen alırım dünyayı karşıma ben o gazla
Ve bu sebeple seni sevmek. Ve ah sevişmek seninle
siyanür ile abdest almaya benzer
Şekil itibari ile doğru pratikte can alıcıdır.
Bilmezsin sen ama, bilme de
Çoğu şey can acıtır

Bir çıkar altı milyardan kalan ne ise, hepsinden güzelsindir.
Düzen bozulmaya görsün, sinirden küsersindir.
Sırf bu sebep ile, Bileklerine jiletle bir kelebek çizersindir.
Ne şanssızsın ki jilet çok keskin.
Kirpiklerin dudaklarımda yavru bir kuş gibi çırpınırdır.
bir padişah tüm kullarına kızardır.
tenindeki tüm oksijeni bir ustura ile sıyırıp
Ah ! sevgilim sen gülmedikçe halifelik hala
Araplardadır.

Üç tane erkek bir araya geldi mi istediği devleti yıkıp
istediği kadınla yatıp
istediği takımı şampiyon yapabilir.
Ama bir kadın birbirine düşürür dünyanın efendilerini
Hayat basit bir matematiktir.
Kırmızı ruja yatırdığı dudakları ile şıllık şıllık güler. “Hah !Dünyan efendileri mi?”
Bir kadın tüm erkeklere bedeldir.


Bir gün kavga edersem iki adım ardımda dur.
ben düşersem olurda
lütfen sen vur.

25 Kasım 2011 Cuma

Çok uzun ve dağınık. Ama benim... Saçların gibi

Hayal kırıklığı... İnsanı üzen tek duygu bu sanki .Beni üzen her şeyi düşünüyorum da hepsininin beni üzmesinin sebebi üzerimde yarattığı hayal kırıklığı ile ilgili. Birisine güveniyor olmak, inanmak... Hayal kırıklığı ... Hiç yapmaz o, neden yapsın hem ne ihtiyacı varki, o dememiştir, o asla bunun söylenmesine izin vermez, o beni sever...
Hayal kırıklığı kızgın yağda kızdırılmış paslı ve tırtıklı ince bir demir parçasını penis ucunuzdan içeriye  sokmak gibi yakar canınızı.
Kendi hayatındaki gösterdiğin tüm hassasiyetlerin karşılığının aptal yerine konularak sana verildiğini görmek, gözlerinden tiksinmesine yetiyor adamın. Çünkü bu dünyada sen ne kadar akıllı sansan da kendini, birileri seni her daim aptal yerine koyarlar.İlla hayal kırıklığı aldatılmak yada sevgili ile ilgili olmaz. Dost, aile, iş, okul, Allah...
Hayalkırıklığı bizim yüzyılımızda ölüm gibi alışıldıktır.
Ben hayatımda bir sürü hayalkırıklığı yaşadım. Dostlarımla ilgili hayalkırıklıkları... Güvendiğim insanların karakterlerindeki bozulmalar, kendilerini üzerimde hak sahibi sanıp orada burada hakkımda gevşek gevşek konuşmalar.... Samimi olduğunu düşündüğünüz insanın- ki siz onun için bir sürü şey yapmışsınızdır- tutup da Olga’yı da çok sevmem zaten,öyle takılır yanımızda gibişeyler söylüyor olması bir hayalkırıklığıdır aslında. Kafasını patlatıp sinirimi geçirmek gibi bir yolda olsa ben hiç onu seçmedim. Ki dünyanın en iyi kavga eden adamı olmasam da en azından yumruk yemekten korkmam. Bırak sinirimi geçirmek içinbir şeyler yapmayı ortada ki bu yanlışlığı bu haksızlığı çözmeye bile çalışmadım. Çünkü aslında o pezevenk bilmeden bana şu boktan hayatta güçlü kalabilmem için en gerekli enstürmanı veriyor, kendisinden nefret etmemi sağlayarak. Her şeyi seven adam hiç bir şeyi değiştirmek istemez, ve hiç bir şeyi değiştirmeyen adam hep aynı kötü kaderin mahkumu olur. Sevmek kabullenmeyi, statükoyu beslerken, nefret devrimin ilk kıvılcımını çakar. Nefret ettiğim beni hayalkırıklığına uğratan şeyleri bir kağıda yazıp cebimde taşırım bazı zamanlar. Olur olmadık yerlerde açar okurum,o sinir, o aptal yerine konmuş olduğunu bilmek hissi, o arkasından iş çevirilen salak adam psikolojisi beni besler. Beslemek ne boktan bir kelime aslında. Ben hayattan besleniyorum gibi sanatçı bozması tiplerin zırvalarından biri gibi düşünmeyin ama. Yoksa yaşayamam bu öyle bir beslemek. Annesinin memesinden ayırırsan bebeği nasıl ölür,öyle bir beslemek bu. Her şeyi severek yaşayamayacak kadar sorunluyum madem o zaman bana kendilerinden nefret etme fırsatı verenleri sevmem de olağan değil mi?
Bazen hayat hayal kırıklığına uğratır seni. Vermez istediklerini... Mesela bazıları hayatları boyunca bir gemi bekler, içinden babası çıkacak ümidi ile; ama o gemi gelmez. Ben yazar olmak isterdim mesela. Kitaplar yazayım, insanlar okusun paralar kazanayım. Ama mücadeleni önemsemez kimse senin.Kimse aferin demez, gururunu okşamaz şevklendirmez seni. Başkaları boktan şeylerde yapsalar baş tacı edilirler, sen dünyayı değiştirsen, her şeyi bozdun derler. El evindeki her zaman daha güzel gelir insana. Örneğin bir daha bir şey yazmayacağımı biliyorum. Sevdiğim şeyi kendi elimden alarak cezalandırıyorum kendimi gibi görünüyor ama öyle değil aslında. İçim de yazmam için bir sebep kalmadı ki. Ben aşk beklerim mesela ne bileyim böyle pislik bok gibi batık aşklar vardır ya... Hani dünya da yıkılsa sen bir başka seversin. Genel de hayatın ve yaşamanın rasyonel kısmı aşkı sevgiyi fedakarlığı inkar ederken, bencilliği ve kişisel egoların tatminini meşrulaştırır halbu ki. Diyeceğim o ki artık herkes kendi derdindedir. Aşk yaşanmış ve bitmiştir, şimdi ise sadece biz bunları kitaplardan okur filmlerden izleriz. Ben hayal ederim hep,yoksa bilirim dünya hayal etmediğin sürece koca bir gaz kütlesinden hallicedir. Biraz su biraz kara milyarlarca insan ama fazlası değil. Oysa hayal edesen her yer sen nasıl istersen öyle olur. Ama işe gel gör ki hayal kuran adam, elbet kırılır. Hayal kırıklığı Allah’ın romantiklerden intikam almak için kullandığı bir silahtır ve Allah iki gözü bağlı bile olsa uçan sineği kanadından vuracak kadar da keskin bir nişancıdır.
Birisine bir şeyi yakıştırmadığımız için yaşıyoruz ya hayal kırıklığını düşününce belki de tamamen kendi şahsi sorunlarımızdır sebebi. Belki de sorun bizim ona bunu yakıştıramamzdır. Aslında o hep öyledir, bizim algımızdır bizi yanıltan. Aşktır,dostluktur bize “ o yapmaz “ dedirten.Aslında yapar, aslında herkes her şeyi yapar. Üstad’ın dediği gibi “ ben dünyaya karşı durmak ile meşhurum...” Bu yalnızlıktır işte. Hepimiz yanımızda bizim için öleceğini söyleyen sevgililerimizde, senin için her şeyi yaparım kardeş diyen dostlarımızda olsa bu dünyaya tek başına karşı duramadğımız sürece hep bu dünyanın altında kalacağızdır. Çünkü herkes kendi için yaşar. Bu doğal bir refleksidir insanın hayata karşı tutunduğu. İnsan ister istemez kendisini korur kollar.Hayal kırıklığı kaçınılmazdır bu yüzden. Hayal kırıklığı insanların çıkarlarının farklı düştüğü noktadır.
 Kendi yoluna gidmet için ayrılan iki sevgilinin ellerini bırakmadan önce son öpüştükleri yer hayal kırıklığının evidir.

Bir sürü hayal kırıklığı yaşadım;dost, aile, sosyal hayat,ıvır zıvır... Herkesten farklı müthiş acılar değil kastım herkes kadar yaşadım. Öyle acılarla dolu bir yaşamım olmadı ama dünyanın en mutlu insanı da değilim. Benden bir şeyleri saklayıp sonra kokusu çıkan sevgililerim oldu, şimdi nasıldırlar bilmiyorum. Giderken onlara siz beni değil kendinizi aldatıyorsunuz aslında demek istedim,gülerler diye söyleyemedim. Oysa klişe de olsa gerçek bu değil midir?  Hayat bu hiç bir şey gizli kalmaz. Ufak anlar, saçma egolar, küçük mutluluklar için insan ; sevdiği insanları küçük düşürmekten onları kandırmaktan nasıl geri duramaz anlayamıyorum. Ama oluyor işte insanız, herkesin duygularının şiddeti bir olmuyor.
Bildiğim bir şey var ama gerçekten çoğu şeyi sevmiyorum ben. Çoğu şeyi hak etmediğimi düşünüp yediremiyorum kendime. Bu gün olan dün yaşanmış bir olayla ilgili değil bu. Sadece son zamanlarda şöle bir bakınca hayatıma herkes hayalkırıklığına uğratıyor beni gibi geliyor. Annem de yarın bir gün ölecek, al sana nur topu gibi bir hayal kırıklığı daha.Bu sebeple işte büyüme zamanı Olga diyorum. Kimsenin ne yarana üfleyeceği vardır, ne kabuğunu öpeceği. Büyü ve savaş kendi kendine. Dünyaya karşı durmak ile meşhur ol, kır burnunu, sök ciğerini... Hayatında her şeyin olabilir,ama kimsen yoksa bir hiçsindir. Hayatında hiç bir şeyin olmayabilir, ama biri vardır geri kalan her şey zaten senindir.
Saçma serbest çağrışım bir yazı bu. Bazı insanlar özel günlerde eğlenir bazıları dertlenir. Ben özel günlerde hep dertlenen adamlardanım. Bu gün benim Tuba ile 1. Yılım. Ne saçma. Geçen yıl 25 kasım sabahı başka bir kız arkadaşım varken, akşamında başka br kız arkadaşım  oldu. Geçen yıl tam da bu gün hayatımın seyri değişti. Nereye gidiyor bilmiyorum, nereye gider bilmiyorum. Ama koca bir yıl doluverdi işte. Bütün hayal kırıklıklarımı unutmak istediğim yere taşınalı bir yıl oldu. Bir yıldır yeni evimdeyim. Ama illa ki bir eve yeni taşınınca düzen oturana kadar seni hayal kırıklığına uğratır. Önemli olan evin kendini affettirip sevdirmesidir. Önemli olan evin artık düzene oturduğuna seni inandırmasıdır.  Bende gönül rahatlığı ile kalabilirsin demesidir. Çünkü bir erkek birisini evi gibi görüyorsa bu kötü olan her şeye karşı onun yanında mevzi alıyor demektir. Ve bir savaşçıyı göğsüne doğru gelen değil, ense kökünden giren kurşun öldürür.
Bir yıldır her gün seni seviyorum. Kalbim eziliyor ama... Affet yaşamak başlı başına bir kavga işte. Her zaman güçlü kalamıyorsun. Ayakta kalamıyorsun. Ama inan bana... Öyle yani sadece inan bana.Çünkü eğer etrafında inanacağın kimsenin kalmadığını bilirsen hayato kadar boktan oluyor ki 55 yaşında kendini öldürmek istiyorsun.
Seni her gördüğümde kalbim yırtılıyor.
Evimsin.



Küçük çocuklar gibi şendir dilim, ağzının içinde
Ordan oraya koşturuyor olmasının sebebi.Heyecan!
Ve sırf itikati noksan diye kovulurken şeyhimiz tarikattan
Unutulmuş bir borcunun hatırlatılması gibi bir düş kırıklığı
Yaşarız biz.Tüm cemaat.
Ve cimri bir anne sütü bile sakınır bebesinden
Hey hat.
Çıkar acısı ama elbet... Ebesinden.

Gel beraber şerh düşelim hayata
Seni öptüğüm yerinden çoğal. Durmadan çoğal.
Kasıklarında gezinen karıncalar,
Memelerin en lezzetli yerin,kundaktaki bebek gibi ilgi ister
Sallarken kalçalarını bir sağa bir sola ne etkileyecisin.
Dans edelim hep  hiç inmeyelim bu pistten.

Apartmanlar infilak eder,yanar çöp kovaları
Sen inice şehre,
Ve yalankonuşursa o ağızlar. Ölürüm ben
Sinemalar hep birden Yılmaz Güney oynatır
Pür neşe çocuklar ilişir yanımıza, parklar toplu mezar
Bağırsaklarını söküp genç bir bayanın,
İp atlar çocuklar
Bıyık bırakırım benherkese inat,
Zaten bir seni bırakamam.
Bir seni bırakamam yedi düvel gelse üzerime
Bırakamam... Bana inan



18 Kasım 2011 Cuma

Yarın SMMM var bugün cumartesi...

Bir gün döneceğim sana
Hem nasıl dönmeyeyim evim sensin
Bir tebessüm patlar ya dudaklarının kenarında.
Hani yatarız yere, sanarız üstümüze yağar kurşunlar
İnan kimse senin gibi gülmüyor .Çok özledim

Sahi  ne güzel gülüyordun eskiden
Eskiden kelimesi başlı başına acı taşıyor
Eskiden, eskiciler,eski...
En çok annem turuncu kotumu eskiciye verdiğinde ağlamıştım
Turuncu kotumu çok özledim.

Kal  desen kalırım,
Hanidöner tümnamlular bana.
Tabancamı unutmuşumdur helada
Başım katiyen belada
Ben herkesten önce seni özlerim.

Evim sensin ne kadar uzağa gidebilirimki
Bakma suratımı asışıma, bakma bakarsan asamam hem
Elbet dönerim bir gün, merak etme
Hem nasıl dönmeyeyim sen evimsin
İki göz bir ağız evim... Dünyalara bedel.
Bir ihtilal çıksa bayraktan önce sana sarılırım.
Savaş sen ölünce biter çünkü, sen yaşıyorsan kazanmışız demektir.
Fazla zorluyorum mukadderatı,hayatın posasını akıtıyorum ağzımın kenarlarından.
Şapur şupur.
Şarkıdaki gibi yani sevgi emektir.

Günlerden cuma ama elimde cumartesi
Hayat hep mi çelişkiler dolu anlamıyorum.
Bir rüya görüyorum kaç gecedir
Bileklerim kesik
Annemin ise
biliyorsun işte annemin kalbi ...

Dönen dünyanın dönmeyen tek şeyi başım mı
Hayat hep aynı fakatartık dahaçok üzülüyorum
Sebebi yaşım mı
Bilmiyorum.
Seni.
Çok.
Öz...
Seviyorum.
Hala.
İnatla.
Bitti

4 Kasım 2011 Cuma

unutma iki kişi bir ipi kendilerine doğru çekerken ipi bırakan değil çekmeye devam eden yere düşer.

Sevgili İrina;
Gittiğin günden beri tarifi mümkün olmayan acılar yaşıyorum. Münferit bir itaatsizlikle, kamu malına zarar verme ihtiyacının birleştiği noktada gezinen ruh halim an itibari ile bir kılıç ve bir kovaya ihtiyaç duymaktadır. Doğru bildin, un kurabiyem.Kılıç insan ziyanlarının kafalarını boyunlarından ayırmak için, kova ise pek çok sevdiğin mürdüm rengi halılarımız kan olmasın diye. Kılıcımı haysiyetleri yoksun olanların döşlerine sokup iç organları arasında gezdirirken bir hayal et beni, sana yemin olsun biricik İrina’m çayımı karıştırır gibi sakin olacağım. Dudaklarının tadını o kadar özledim ki yerini tutmasa da her bulduğum fırsatta dudaklarıma reçel marmelatı sürüyorum. Yeni yemiş vermiş ağaçlar gibi saçlarından bahar dökülüyordur şimdi, annem gibi şüphesizim bu gerçeklikten. Hatırlıyorum nasıl da pür neşe koştururdun evin içinde, ne vakit kapı çalsa.Sen yokken her çalan kapı için şakaklarıma bir kurşun sıkıyorum. Şansıma sevgilim gittiğinden beri gelenim gidenim yok.
Yaşamam sevilmeme bağlı, ne hazin.
Gittiğin gün çok kötü bir rüya gördüm. Bir sürü insanlardı, ansızın sökün ettiler. Sordum neden geldiniz diye dediklerine göre canımı almak için gelmişler. Kapkaranlık olan odam bir anda bembeyaz oldu. Sanırsın zencilerin çalıştığı kömür ocağına, üstünden geçen içi süt ve beyaz insan dolu bir uçak düşmüştü. Bir saniye önce karanlık olan şimdi haddinden fazla beyazdı. Hayat tezattan beslenen bir canavar gibiydi sevgilim, hayat güzelliklere mani olan bir alışkanlıktı Allah nezdinde. Hayat ne olduğunu bilmeden içilen bir bardak dolusu irinden daha az lezzetliydi. Baktım ki ele geçirecekler beni, anladım ki atlarının arkalarına bağlayıp cansız bedenimi şehir şehir gezdirecekler, tam o saniyede ne hikmetse yüzüğümün içinde taşıdığım zehiri yudumlayı verdim.  Sevgilim ölmedim lakin, çünkü sana söylemedim ama gittiğin gün söz verdim ben.
Rahleden de inse yer küreye, seni bir daha görmeden İrina’m bu canımı vermeyeceğime..
Bir ip düşün sevgilim, iki ucundan iki kişinin asıldığı ve son gücü ile kendilerine doğru çektiğibir ip... Biz o ipin iki ucuna geçmiş, kendine doğru çekmekten vazgeçmeyecek kadar inatçı, ortada buluşmayı reddedecek kadar gururlu insanlardık. Bu sebeple yorgun düştük yaşarken, inadımızın kurbanı olduk belki kimbilir,iki ucundan asılıp bir an bile bırakmadık ipi. Lakin bazı zamanlarda sen ağır bastın, ip elimden kaydı.Bu senin daha güçlü olmandan değil benim sana olan zaafımdan kaynaklanıyordu lakin. Senin gözlerine bakıp daldığım bir anda elimden kayıvermişti ip. Haklısın sen kazanmıştın, ama unutma iki kişi bir ipi kendilerine doğru çekerken ipi bırakan değil çekmeye devam eden yere düşer. Sen kazandığını düşünürken kaybedenlerdensin aslında. İrina’m düşündüm de pütürlü dudaklarından ziyadesini hiç özlemedim.
İrina ben galiba artık seni sevmiyorum.
Hassasiyetlerime özen göstermeyişinden hariç,beni canından bir parça gibi görememendi sorunumuz. Çaya lüzumundan uzun süre batırılan pötibör gibi beklenmeyen bir şekilde dağılmamızın tek sebebi, tutkalımızın sandığımız kadar kuvvetli olmamasıymış, bu gün anlıyorum. Oysa omuzlarına dökülen hafif dalgalı saçların beni her türlü çılgınlığı yapmaya anında ikna edebilirdi. Yüzüne bir kalem yardımı ile çizildiğine emin olduğum gülüşün ne umutsuz ki, artık bir seraptan ibaret. Seni sevmiyor olmam aşık olmadığına gelmez İrina’m.
Aşk ile sevginin ne alakası var ki,saçmalıyorsun.

Aslında anlatacak çok şey var ama üzgünüm sevgilim hiç gücüm yok.
Kendine iyi bak.
Seni hep çok seven ve sevecek olan...