4 Ağustos 2013 Pazar


Bahça duvarının öbür yanı erik ağacı
            Esti mi rüzgar dağılır yelesi
            Sanki 4 kapılı evin tek bir kızı
            Suç sende değil sana meyli verendedir.

 

Sırrını gizli tut aşikar eyleme hiçbir cana
            Ne yanan kalp olur ne giden yalnız canan
            Bir dert ki bu olur olmaz düşer akla            Suç sende değil sana meyli verendedir

 

Yeşil gözlü pirim adalet çorbasına tuz olmuş
            Yetmiş iki millet sevda için bir olmuş
            Bir kimsesiz fukara derdinden pir olmuş
            Suç sende değil sana meyli verendedir

 

Olga der bimiyorum hangi bahçanın eriği
            Bu yana düşen saç, bu yana düşen peri tozu
            Her gün ayrı bir ses, kuş dolu çamaşır ipi
            Suç bende değil bana irade vermeyendedir

1 Ağustos 2013 Perşembe

"Kendisi iyi ki var"


Senin gözlerinde bir kapı var, yüzüme kapalı.
Ses tellerinde keman çalan binlerce melek...
Senin benden uzağa düşen bir yanın var,
Her yanını seviyorum.
Bir düş var gördüğüm sen hep içindesin
Kimi gün insan,kimi gün çiçek...
Hep farklı biçimdesin.
Halbuki nefesinin karınca yuvası gibi ağzıma doluşunu sevdim ben
Bir elma tutturmuşsun, bir de masmavi deniz
Elmayı ıssırıp ıssırıp tükürüyorsun.
Sonra kedilere yemek veriyorsun,
Lapa pilav biraz süt
Sevmek nasıl da yakışıyor sana
Böyle tenine çivilerle çakılmış bir koku
Bir tutam yasemin, biraz limon çiçeği, hafif deniz...
İçtiklerimden olsa gerek diye düşünüyorum
Senle sevişmek pamuş şeker kazanına düşmek gibi
Özlüyorum seni.
Özledikçe yorgun düşüyorum.

Sanıyormusun her vapur bizi Kadıköy'e götürür
Bunun daha Karaköy'ü var.Kim bilir Eminönü...
Evinden uzakta bir başına...
Sonuçta Mersin'e hepsi uzak.
Dımdızlak kalırsın bazen,
Sigaran biter bir yabancıdan istersin.
İstanbul anlamaz yazdan falan,
Ağustosta yağmur yağar, ıslanırım.
Yanına gelmek isterim hep bir şeyler çıkar.
Bayrama küser Allah'a hırslanırım.

Bu gün kötüsün biliyorum.
Halbu ki yanında olsam öperdim seni.
Etrafında pervane,
Ayağın yere değse aklım çıkardı.
Dizkapaklarından severdim seni
Ağrıyan neren varsa orandan.
Ağrıyan her yerine Allah sürerdim.
Dua bilmiyorum affet beni.
İyileşmezsen yapacak bir şey yok O'na söverdim.

18 Temmuz 2013 Perşembe

Mersin... Güle güle again...


Mersin'de devrim güneşli bir günde olacak
Motorlara binip zafer işaretleri yapacağız.
Güzel kızları öpeceğiz sonra.
Durmadan
Dudaklarına güneş sürmüş
Akdenizin beyaz kızlarını
Öpmezsek yorgun düşeceğiz
Denize karışan dere kenarındaki kamışlardan
uçurtmalar yapacağız
Biz senle bir ucurtma bile uçuramadan...
Pembe bir ucurtma...
Ama bu sefer ucuracağız.

Tüm halklar öpüsecek bunu bekledik
Barış için yatılan tüm rüyalar
Bekledik ki öpüşürüz kimselere ilişmeden
Kalabalıklarda
Dudaklarında kalmış medeniyet tozu
Derimizin üzeri balçık gibi bir parmak modern zaman sancsı...
Öpüşünce geçer sandık
Sandık mor dudaklara can gelir
Dilin üç gün suda kalmış gibi tatlı
Dilin ağzımın içinde,
Dilime can verir.

Bilmiyorum aşk ne demek senin için
Ben her yanına iliştiğimde
Allah vermesin ölürdüm.
Böle teninde eriyişi tenimin, terinin tuzu sonra
Beyaz halin, dokunsam her yerinden huylanan sen
Mersin gibi kokarken
Ve o sevmediğin ayakların...
Şimdi bir özlemek ki hangi çocuga fısıldasam
Neşesi kaçar.
 

16 Temmuz 2013 Salı

Birkan geldi.Sigara içiyoruz.

"Al sevgilim anne ol bununla"

Senin incecik bir belin var.
Beyaz bir soru işareti gibi
Biçimi kum saati, etin ayışığında dinlenmiş
Bir şarkı gibisin tüm notaları deniz gören
Sesin akdenizde demlenmiş...
Püfür püfür halinin sebebi Mersin
Dudakların tam da her kapıya uyan anahtar
İçeri bir sızışın vardı
Göğsüne sakladığın güneş oracıkta doğuyordu.
Denizler dalga dalga, jiletle çizilmiş gibi
Senin gülüşünün bir manası vardı
Böyle tüm toplam olarak biliyorduk.
Kıyamet alameti, dudak rengin kaos
Hep senin için iyi şeyler diliyorduk.

Ver eline gidelim İstanbula.
Kalksana
Taksim sivil ne güzel oldu.
Baksana!

İçimde tüm odayı pembeye boyama coşkusu
Bir erkek için büyük savaş.
Benim için bile...
Bırakıp gitmek her şeyi,
Dönüp geriye ama neden dememek?
Ama neden sevemediniz beni...
Hani olur ya sıkılmak,
Hiç bilmediğin bir yerde kaybolmak gibi
Şimdi çiziyorum üstlerini
Ayaklarına taş bağlayıp akdenize bırakıyorum
Şiir yazmaktan da vazgeçtim.
Bunları hep şekilli dursun diye yapıyorum.

Beşiktaşlı kızların gözleri daha mı güzel oluyor
Yoksa ben konu beşiktaş olunca
Hep mi aşk doluyorum.

12 Temmuz 2013 Cuma

"Dünyayı Gezi kuratacak ve bir ağacı sevmekle başlayacak her şey"

Haziranda ölmek zor...

Dünya değişiyor hep değişti hep de değişecek.
Ne mutlu ki bize bu sefer biz değiştiriyoruz.
Bir aydan fazladır,meydanlarda sokaklarda hiç tanımadığımız kardeşlerimizle...
Dışlanmanın ve eksik aidiyet duygusuna sahip olmanın ortak payadası bizim aramızdaki bağ...
Hasan Hüseyin haziranda ölmek zor derken bizi kastediyomuş...
Öldüremediğiniz gençleri, bu kadar öldürmek isteyip de öldüremedikleriniz...
Ethem öldü sanıyorsan vurulduğu yere git.
Yerin altından hiç görmediğin bir el paçana yapışırsa şaşırma ama...
Antakya'ya git de maskesiz talcidsiz direnci gör...
Öldüremediniz.
Hatta korkutamadınız bile. Ne acı bir iktidar için...
Bak Antakya nasıl ayakta, Dersim nasıl bozdu huzurunuzu, Gezi nasıl bir dert oldu gece uykularınıza...
Kadıköy'deki kalabalığı tanıyodunuz, o kalabalıklara alışkındıız ama;
Ya Antakya, ya Gezi...
Armutlu,İstiklal de ki iftar sofraları, baş eğmeyen müezzin, görüntüleri silinen faili meçhuller, palalı delikanlılarınız, kırmızı elbiseli kız masalı...
Molotof şakası, sabah baskınlarınız, polis, avukatlar, genç tabipler, güzel kızlarımız, duvar yazıları, AKM, halay, yaşasın halklerin kardeşliği...
Farkındasınız demi, bu dili tanıyorsunuz siz.
Laik Türkiye değil boyun eğme pankartları...
Ölümle dalga geçen çocuklar, sokaklar, dayanışma, bilinç ve mizah...
Bu romantiklik bu ateş bu senin deyiminle devrimcilik oyunu...
Bu sefer hesap başka haklısın. Bu sefer hesap çok eskilere dayanan bir hesap...
Bu kavga Adem ile Havva ya uzayan bir yara...
Biz halkların sevgililiğini isteyen gülmeyi seven çocuklar...
Elinde ki bira şişesini bırakıp namaz kılanlara siper olan gençler...
Bu sefer ne senin bilmem kaç maddelik anayasan, ne gitmen, ne yerine başkasının gelmesi...
Hiç biri mühim değil.
Bunlar olacak doğal sonuçlar.
Fakat biz şuna inanıyoruz.
Faşizme dünya üzerinde bir mezar gerekiyorsa bu Anadolu, bir cellat gerekiyorsa bu da Anadolu halkları olmalıdır.
Biz sevmesini sevilmesini biliyoruz size de öğretecez.
Biz özür dilmesini biliyoruz size de öğretecez.
Kendi seçimin ve iradenle gerçekleşmeyen şeyler ile gurur duyma şapşallığını tek tek anlatacaz size.
Ölenin arkasından kim olduğuna bakmadan üzülmeyi, empatiyi, ayıbı,adaleti,insafı...
Biz genciz hepsini öğretecek zamanımız varda sizin öğrenecek süreniz kaldı mı bilmiyorum.
Din Don Din Don...
Ziller senin valin, belediye başkanın, polisin...
Ziller sizin için çalıyor sayın başbakan.
Biz öldürerek değil severek değiştirecez dünyayı.

"Dünyayı Gezi kuratacak ve bir ağacı sevmekle başlayacak her şey"

30 Haziran 2013 Pazar

Halbu ki ben bıkmazdım hiç.



Beyaz bir kadının ince ve uzun boynunda parlayan gerdanlık gibi ışıldıyordu deniz sahil boyunca.
Güzelliğin karşısında çaresiz kalan tabiat bile rüzgarları ile dokunuyoru lepiska saçlarına.
Saçın savruldu mu etin görünüyordu ve omuzlarına dalgalardan köpüpcükler düşüyordu
Suyu akıyor, tuzu kalıyordu omuzlarında.
Tahta bir taburenin üzerinde oturmuş yeşil üzerine turuncu tonlarda ki işlemelerle dolu eteğini kıvırıp altına alyordun.
Terliklerinden dışarı taşmış ayakların kumlara değerken sahil sarısının içinde eriyip gidiyorlardı.
Ne kadar saçma bulsam da ayaklarını sevmediğini biliyordum.

"Ayakların çok güzel Aysel"
"Aşık adamın gözü gerçekten kör oluyormuş demek"
Tonlamsının ihtiyacı olan ünlemi sigarasından aldığı bir nefesle koyuyordu.
"Aşık olmayanında kalbi sağır"
Çengelini alt çenesine sapladığım balığı oltadan kurtarıp su dolu beyaz kutunun içine bırakıyordum.
"Aşık adamında kulakları herhalde"
Birasından öyle br yudum aldı ki, tüm iç organları sular altında kaldı.
"Efendim"
Üç gündür aç olan Pitbulllarla dolu bir kafeste acaba sonum ne olacak diye düşünüyordum. Halbu ki gerçekte cevabı biliyordum.
"Seni seviyorum ama aşık olabileceğim başkaları var."
Ayaklarının altında duran kum ayaklarını yakmış olacak ki sigarayı tam kalbinde söndürüyordu altın tozu kumların.

Verecek bir cevabım yoktu, ama bir cevaba ihitiyacım vardı. Bulamadım ve sustuk bir müddet.

Bir damla ter edepsiz bir güzergah ile boynunun bittiği yerinden memelerinin arasına doğru meylediyordu.
Ağlamaklı olmuş gözleri sel altında kalan eski bir imparatorluk gibi görünüyorlardı.
Dudaklarının kenarında içiçe parantezler vardı sanki,hüzün çizgileri yurt edinmişti ağzının kenarını.
O böyle sustukça kulaklarım uğulduyordu.Bana bakmıyordu.Hiç.
Elinde bir tahta ve misinanın ucuna tutturulmuş bir çengel...
Bir yudum biramızdan alıp bir yandan belki oltamıza balık vurur diye bekliyorduk.
Bir gözüm hep onun üzerindeydi, şansımızda fena değildi...
Ayrılıyorduk fakat beyaz kutuların içinde balıklar kımıldaşıyordu...
Hayat biryerden alıp başka bir yerden veriyordu.

"Aysel sana bir şiir okuyoabilirmiyim?
Denize o kadar yakındık ki dalgaların sesini bastırabilmek için bağırarak konuşmam gerekiyordu.Mersin'i seviyordu
m

"Oku tabi."
Aysel şiirleri hep sevmiştir.


"vaktinden önce anlamanın şaşkınlığı mı
vaktinde anlamanın sevinci mi
ya da biraz geç kalmanın
o gereksiz tedirginliği mi
hangisi

ama belli ki sonundayız herşeyin
en sonunda."

"Kimin?"
Merak duygusu ile bastırıyordu hissettiği tüm diğer duyguları.
"Edip Cansever"
"Herkes aynı şeyleri yaşıyormuş demek"
Hep çok bilmişti.
"Ama Allah herkese aynı sabrı vermemiş. İşte bu adaletsiz olan"
Hala yalvarıyordum.
"Duygular ormanlarda gezinen söz dinlemez aslanlar değildir ama, evin içinde beslenene eğitilebilen köpeklerdir."
Aslında bir bok bilmiyordu.
Bir bardağa şekil verip avucuyla, denizin üzerinde parçalıyordu. Denizin altını cam kırıklıkları ile dolduruyordu.
"Olmuyor işte.Kaybettiğin şeyin acısı onu kazanmak için verdiğin emekle artıyor ama."
"Neyse kouşmayalım bunları. Artık verilen kararı sorgulamak yerine ona alışmalıyız."
"Senden tek bir isteğim var o zaman. Son bir istek"
Suratım yuva isteyen bir petshop hayvanı gibiydi.Yalvarıyordum.
"Tamam"
Hiç birkız kendine kafes içinde miyavlayan yavru kediye kaşı koyamamıştır.
"Söyle neymiş son isteğin"
Bir nefes aldım sigaramdan.
"Eyleme giderken yanına talcidli su almayı unutma"

Sonra kocaman bir dalga gelip tüm sahili yutuyordu.
Biz ayrılırken bile sevdiği kadının gözü yaşarmasın isteyenlerdendik.
Memleket meselesi ağır basıyordu.

27 Haziran 2013 Perşembe

aşk meşru, özgürlük mutlak




Direnmek ne güzelmiş meğerse, yeni öğrendik
Yeter artık diyebilmek...
İstanbul'un boyun damarları belirginleşmiş hali
İki yakaya nazır bir huzursuzluk
Ve dinleyemiyoruz İstanbul'u gözlerimiz kapalı
Her yerde plastik mermi,biber gazı.
Dünyanın kalbine bağdaş kurmuş öfke
Bir beşiktayız hop bir taksimde.

Sonra gümuşsuyuna doğru bir kız aksar
Meydan sis duman,henüz her şeyin en başındayız
Bir kan vardır çukurovada nabız gibi atar durur
Ben o an...
Tahmin bile edemezsin.
Ben o an içimden hep Ahmet Kaya söylerim.
Bir kız aksamaktan mutlu.
Devrim her devirde aşkla kazanılır.Çünkü.

Sonra bizim sigaralarımız vardır
Küfrümüz dile tesbih,
Kızlarımız hep Allah'a şirk.
Sigaralarımız hep var ama.

Sonra ayçiçeği sarısı bir hal
Biçimlendirirken çıplak eti ile devrim denen hayali
Sen beyaz parmaklarını
Hep bir silah olarak kullanmak gayretinde
Ben gözlerinin içine bakıp susan
Mesele memleket meselesi de olsa
Gönül işi hep ağır basar.

Ben direnirim ama aşkı anlamıyorum
Hiç yapamamak,çok saçma
Hep bir olamama durumu,
Sabit vidalarla tutturulmuş genlerime
Peşimi bırakmayan lanet "senle ben olmaz"
Edebiyat desen zaten kesat
Yinede yeni bir aşk için içim ayakta
Durmak yok mücadeleye devam

İstemiyorum herhangi bir biçim
Aşk meşru olsun istiyorum.
Tüm kavgam bunun için.